EN
  • ANASAYFA
  • EĞİTİM
  • FOTOĞRAF TURLARI
  • PORTFOLYO
  • TİCARİ
  • BLOG
  • İLETİŞİM
  • BLOG

    Tags
    04.10.2018
    "Son Yakarış" Bir Ulu Çınar Öyküsü

    Bir Amerikalı fotoğrafçı iki tür fotoğrafçı var der: Avcı ve çiftçi !

    Avcı rasladığını çeker, çiftçi ise tarlasını işler gibi aynı konuyu defalarca işler, işler...

    Ben bu ikinci kategoriye girenlerdenim. Bu biraz da doğa fotoğrafçısı olmanın gerektirdiği bir durum. Güzel, ilginç, çarpıcı, ender bir doğa parçası buldunuz. Buradan her mevsim ve hava şartlarında de başka, sabah, öğle akşam ışıklarında başka bir duyu yaratmanız mümkündür. Yaratılmış bu doğa parçasını size göre en güzel halini göstermek, yaratanı aşmak doğa fotoğrafçısının görevidir.

    Fotoğrafçının, ne yapayım, gittiğimde ışık şartları böyleydi, ben de bunu çektim gibi gerekçelerin arkasına sığınma hakkı yoktur. Fotoğrafçı eğer o ender bulunur doğa parçasını görüntüleyecekse, her mevsim ve ışık şartlarında tekrar tekrar denemeli, çalışmalı, düşünmeli ve sonra zihnindeki görüntüyü yaratmalıdır.

    Kasım 2002’de yaptığım bir fotoğraf seyahatinde yolum Selçuk, Efes yakınlarındaki Davutlar’da Dilek Milli Parkına düştü. Burası tam Sisam (Samos) adasının karşısında bir yarımadada bulunmaktadır. Birçok plajı, yürüyüş parkurları ve mesire yerleri olan milli parkta fotoğraf ararkenbu ulu çınar ağacının devrilip denize doğru uzanmış gövdesine rasladım.

    Bu fotoğrafta gövdesi yaklaşık 80-90 cm çapında olan ulu çınarı görüyorsunuz. Sağ tarafında, ki konumuz olan “Son Yakarış” fotoğrafı, o gün ip ve balon bağlanmış durumdaydı. Herhalde havalı tüfek atıcılar kullanmış olsa gerek fotoğraf açısından pek iç açıcı değildi. Ayrıca gövde ve üstündeki ağaç dokusu beni pek heyecanlandırmıştı doğrusu. Böyle bir dik kompozisyon yapıp, solda plaj ve üst sağda Sisam adasının do olduğu fotoğrafı yaptım. Kullandığım makine Ebont SV45U, (4x5 inch - 10x12.5 cm film çeken atölye makinası), siyah beyaz negatif film ile birkaç açıdan fotoğraf çektim.

    Nisan 2004’te, 2-3 arkadaş Balıkesir, Akhisar, Gölmarmara, Birgi, Salihli, Alaşehir, Sarıgöl güzergahından batıya yönelip Selçuk’ta konaklayıp ertesi gün Bafa Gölüne (Heraklia) gittik. Selçuk’ta kaldığımız otelde, arkadaşlara ertesi sabah çok erken bir yakın dostumu ziyarete gideceğimi söyleyip, onlarla öğleden sonra Heraklia’da buluşmak üzere vedalaştım.

    Sabah daha güneş doğmadan yola koyuldum. Yolda, pastaneden aldığım dumanı üstünde tüten poaçaları yerken içimi kıpır kıpır bir heyecan sardı. Benim sevgili ulu çınarım acaba ne haldeydi?

    Bu kez deniz ağacı kendine doğru çekmiş, gövdesi tuzlu su ve diğer doğa şartlarından dolayı kavrulmuş halde buldum. Gövde bu kez yaklaşık 30-40 cm çapında ya vardı ya yoktu. Dallardaki ip ve balonlar gitmiş ve kollarını ve ellerini yukarı kaldırmış sanki yaradan yalvarırmış gibi karşımda duruyordu. Hava hafif puslu ve Sisam adası ufukta hayal meyal görünüyordu. Zihnimde nihai fotoğrafı uhrevi (ethereal) bir şekilde tasarladım. Bunun için çoktandır uygulamadığım bir tekniğe başvurdum.

    Makinam yine aynı 4x5” (analog) film makinası. Körüğün arkasında film şasisi var, ortada körük karanlık oda (tüp – boru) görevi görüyor. Öndeki şaside ise optik (lens – objektif) şasisi var. Lensin üstünde yaylı bir mekanik shutter – obtüratör mevcut. Lensi kapatıp yani ışık almasını engelleyip, film şasisinde bulunan filmi koruyan slide’ı çıkardığınızda film artık shutter’ın işlevini yapıp, görüntünün üzerine düşmesini bekliyor. 1 derecelik ışık ölçme cihazım ile (pozometre, 1 degree spotmeter) ışığı ölçtüm, kullanacağım sarı (kontrast) filtresinin filtre faktörü de hesaplandığında f/16’da 1 saniyelik bir poz vermek gerekiyordu. Bunun yerine 15 adet üst üste çekilmiş herbiri 1/15 saniyeden oluşan fotoğraflar çekersem 1 tam yapacaktı. Ben de öyle yaptım ve böylece hareket etmeyen her şey tam ve doğru olarak pozlandı. Hareket edenler ise, bu durumda sadece çok hafif dalgalı deniz suyu, her pozda azıcık da olsa yer değiştirdiği için tül perde kıvamında hayalet gibi görüntüler oluşturdu. Denizin ağacın arkasına gelen bölgesinde dip görünmediği için detayı olmayan grilikte bir tam poz almış oldu. Ağacın bizden taraf sahildeki taşlar hareket etmedikleri için üzerlerindeki tül perde kıvamındaki sudan bize hayal meyal göründüler. Suyun içinde sol tarafta ise bana göre bu fotoğrafın cin’i kendini gösterdi.

     

    Seneler geçti, bu kez Eylül 2015, korka korka tekrar ziyaretine gittim. Bu kez sayısal makinam ile.

     

    Artık ulu çınarımdan geriye neredeyse hiçbir şey kalmamıştı.